Posted by: konusmabalonu on: Ağustos 12, 2009
Bilgisayarın başından kalkıp uyumayı planlıyodum aslında ama daldım yine sayfalar arasında ve şiirlerrrrr…
Onu da okuyayım bunu da okuyayım derken en sevdiğim şiirlerden birini sizinle paylaşmadan edemedim.
Derin çok derin anlamları olan bi şiir
Murathan Mungan’a sevgilerimle…
***
Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
İmrendiğin, öfkelendiğin
Kızdığın ya da kıskandığın diyelim
Yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
Dile dökülmeyenin tenhalığında
Kaçırılan bakışlarda
Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
Zaman zaman geri tepip duruyordu.
Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki.
Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin.
Yaz başıydı gittiğinde, ardından,
Senin için üç lirik parça yazmaya karar vermiştim.
Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
Çerçevesine sığmayan
Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.
Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.
Seni bir şiire düşündükçe
Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
Uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
Belki de ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.
Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
“Eylül’de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen” notunu buldum kapımda.
Altına saat:16.00 diye yazmıştın, ve 16.04′tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran zamanı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını.
Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,
Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
bakışıyorduk.
Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.
Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
Herşeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.
Kış başlıyor sevgilim
Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
Oysa yapacak ne çok şey vardı
Ve ne kadar az zaman
Kış başlıyor sevgilim
İyi bak kendine
Gözlerindeki usul şefkati
Teslim etme kimseye, hiçbir şeye
Upuzun bir kış başlıyor sevgilim
Ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.
Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak…
Böyle zamanlarda herşey birbirinin yerini alır
Çünkü herşey bir o kadar anlamsızdır
İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
Çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığımız anlar,
Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
Çağrışımlarla ödeşemezsiniz.
Dışarda hayat düşmandır size
İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Herşey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
Kulak verdiğiniz saat tiktakları
Kaplar tekin olmayan göğümüzü
Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
Bakınıp dururken duvarlara
Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek,
Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında
Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
Başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya
Kendimizi hazırlar gibi.
Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
Ve kazanmış görünürken derinliğimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
Göremeseniz de, bilirsiniz
Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.
Bana zamandan söz ediyorlar
Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da herşeye nasıl iyi geldiğinden
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onlar da bilirler.
Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki
hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
kolay değildir elbet.
Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
Zaman alır.
Zaman alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar dibe
çöker.
Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.
Gün gelir bir gün
Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
O eski ağrı
Ansızın geri teper.
Dilerim geri teper.
Yoksa gerçekten bitmişsinizdir.
Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi
kavranır.
Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.
Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Herşeye iyi gelen zaman sizi kanatır olmuş
Saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Günlerin dökümünü yap
Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
Kim bilebilir ikimizden başka?
Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,
Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği
Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız herşeyi bir düşün
Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor
Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir işe yaramadıysa
Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.
Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Solgun yollardan geçtim.
Bakışımlı mevsimlerden
İkindi yağmurlarını bekleyen
Yaz sonu hüzünlerinden
Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
Geçti her çağın bitki örtüsünden
Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
Bakarken dünyaya
Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
Çiçek adlarını ezberlemekten geldim
Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
Unuttuklarını hatırlamaktan
Uzun uzak yolları tarif etmekten
Haydutluktan ve melankoliden
Giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti
Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.
Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Yaram vardı, bir de sözcükler
Sonra vaat edilmiş topraklar gibi
Sayfalar ve günler
Işık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe…Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.
Karardı dizeler.
Aşk…Bitti. Soldu şiir.
Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Aşk yalnız bir operadır, biliyordum:
Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.
Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
Birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
Eksiliyorduk
Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
Yani çoğalarak
Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
Ağır ve acı tanıklıklardan
Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de…
Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
Ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
Ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri…
panayır yerleri…
Ölü kelebekler…
Ölü kelebekler…
Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
Adım onların adının yanına yazılmasın diye
Acı çekecek yerlerimi yok etmeden
Acıyla baş etmeyi öğrendim.
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
İpek yollarında kuzey yıldızı
Aşkın kuzey yıldızı
Sanırsın durduğun yerde
Ya da yol üstündedir
Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.
Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta başka türlü geçilen
Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta biraz gecikilen
Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
Gözlerim
Aşkın kuzey yıldızıdır bu
Yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
İlerlerim
Zamanla anlarsın bu bir yanılsama
Ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
Yeniden yollara düşerler
Düşerim
Bir şiir yaşatır herşeyi yaşamın anlamı solduğunda
Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
Yaşamsa yerli yerinde
Yerli yerinde herşey
Şimdi herşey doludizgin ve çoğul
Şimdi herşey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
Şimdi herşey yeniden
Yüreğim, o eski aşk kalesi
Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden
Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey Sanat! Herşeyi hayata dönüştüren.
İstanbul – 1987
Murathan Mungan
Posted by: konusmabalonu on: Ağustos 12, 2009
Epeydir yazamadım yine. Biriktirdiğim şeyler oldu sizler için ama büyük olasılıkla hafta sonu paylaşacağım diye not geçip hemen asıl konuya dönüyorum.
Bugün en büyük mutluluğum işten erken çıkmak oldu. Müthiş bi enerjiyle döndüm eve. Ne planlarım vardı ama koca bi fosssss oldu yine.
İtiraf ediyorum sıkı bi tembel olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum. Silkelenmem lazım ama nasıl bilemiyorum.
Evet işten erken çıkmak keyif vericiydi, mutlu da oldum ama bu hafta mutsuzluğum da oldu benim. “O”nu bi kere görebildim sadece ve ilgisini kesiyo mu benden ne diye kaygılanmaya başladım :S
Bu duygusal durum nası sonuçlanacak vallahi merak ediyorum. Bi istikrarlı ol dimi ama kardeşim . Sözünün arkasında ol. Yok ama nerdeeeeee
Zaten normali beni bulmaz ki…
Çok daldan dala konuyorum biliyorum ama bikaç gündür giriyorum çıkıyorum buraya tek bi yorum yok nası moralim bozuldu, şu yorum ayarlarına bakayım dedim ve emin olmamakla birlikte yorum ayarlarından dolayı isteyenlerde yorum yapamamış olabilir gibime geldi. Tabi eğer isteyen olduysa
Neyse ben yine de bekliyorum yorumlarınızı, mutluluklarınızı paylaşmanızı
Yahu hani saadet zinciri oluşturcaktık :p
Neyse bakalım ben daha fazla zırvalamadan gideyim, hoşçakalın
Posted by: konusmabalonu on: Ağustos 3, 2009
Önce filmden bahsetmek istiyorum biraz. Film, Türk Sinemasının klasiklerinden ve Cengiz Aytmatov’un Kırmızı Eşarp adlı eserinden esinlenilerek senaryolaştırılmış harika bi aşk hikayesi.
Oyuncuların içtenliği , yeteneği çok şey katmıştır bence filme. Kadir İnanır’ın o son sahnedeki kamyonunun kapısının ardından bakışı benim bile içimi delip geçer hala. Hele diyor ya veda ederken iç sesiyle Asya’sına “bitmemiş türküm benim!” diye cızzzzzzzzzzzzcozzzzzzzzzzcossssssssss olmaktadır burda her defasında kalbim. Filmin en sevdiğim olayı da bu muhteşem diyaloglu iç seslerdir işte.
Diğer oyunculardan söz edecek olursak, Ahmet Mekin çocukluğumun kavanozdaki adamıdır ve burda sanırım annelerimizin dualarında bahsettiği ve bizim için dilediği ” karşılaşacağımız iyi” insanlardandır.
Türkan Şoray deyince de iyi ki diyorum o tercih edilmiş. ( hoş sanırım yönetmen Atıf Yılmaz’a o vermiş bu filmin fikrini ama ) Özetle iyi ki yapmış bu teklifi iyi ki olmuş bu film.
Bi de filmin ufak oyuncusu vardır: Samet. Ama aslında o bir kız çocuğudur ve Elif İnci tarafından canlandırılmıştır. Bu da enteresan bi durumdur tabi.
Ve tabi filme ait o eşsiz Cahit Berkay ezgisini de unutmamalıyız.(Yıllar sonra birileri söz yazıp okuyarak beni çok sinirlendirdi ama o büyüyü bozamadı yine de.)
Neyse, izlemeyeniniz yoktur dimi bu klasiği ?Yahu ben ben hala izlerim denk geldikçe,hala kendimi Asya’nın yerine koyar, hala ne yapacağımı bilemem. Aşk varken sevgiyi seçebilir miydim bilmiyorum ama yaşanmadan da bilinmez ki? Ama çocukluğum boyunca hep Kadir İnanır’ı yani aşkı tercih etmesini dilemiştim. Ama asla olmamıştı tabi.
***
Siz olsanız ne yapardınız peki?
Bi tarafta hayatınızın tek aşkı diğer tarafta size emek ve sevgi veren ve çocuğunuzun baba dediği adam???

Posted by: konusmabalonu on: Ağustos 3, 2009
Şiir sever misiniz?
Ben bayılırım.
Ve burda sevdiğim şairlerin sevdiğim şiirlerini paylaşmak istiyorum sizinle.
Pelin Onay çok geç keşfettiğim bi şair . Yazdıklarından etkilenmemek elde değil.
Bir kadının dilinden, yüreğinden kopup gelenler ne de olsa…
Hepinizin kendinize dair birşeyler bulacağınıza inandığım ve en sevdiğim şiirlerinden…
*********
Biliyorum konuşacak birşeyimiz kalmadı, paylaşacak hiç bir şeyimiz yok.
Yine de yüreğimden gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum,
seninle konuşuyorum… Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım,
sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum… Cümlelerimi kısalttım,
kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen dudaklarımda…
***
Bir ihtimal gelişine sığındığımı farkettiysem de, engel olamadım gurursuz
ama umutlu hasretine… Bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum,
imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor… Bir çocuk gibi
isteklerimi bastıramıyorum… Çalmayan telefonuma elim gidiyor,
sana halen bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum… Bende olan seni,
hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin
nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum…
***
İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum!
Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı…
Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım
anılarım dışında… Isınabilmek için onlara sarılıyorum…
Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca sırıtıyor, ben görmemeye
çalışıyorum… Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı…
***
Belki de görmeyi istemek gerekiyordu… Gözlerini aç desem kapatacaksın
ama kapatma gözlerini! Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım
falıma… Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş
itiraf etti sonunda… Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil…
Gelseydin, kendimi unutup sana koşacaktım, susturacaktım içimdeki isyanı,
kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini,
sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş olmuşum gibi,
dokunacaktım, sarılacaktım. Ama gelmedin, gelemezdin belki de gelmeye de
hiç niyetin yoktu aslında… Kendimi kandırdığımı anladığımda ağlıyordum…
***
Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi
ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş
gibi geliyor… Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin
gösterdi bana…
Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde,
gecede, uykumda… Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi…
Bu bir marifetse eğer, neden benim yanımda degilsin ki?
Gözyaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana…
***
Gittin! Belki de hiç gelmemiştin ben, geldiğini sandım… Ayak uyduramadım
yorgunluğuna… Dudaklarına düşlerindeki öpüşü konduramadım…
***
Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir kadın;
dokunuşlarında kendini bulan… Ama! En çok da imkânsızın oldum…
***
Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum… İnanamadığın, Yenemediğin,
üzerinden atlayamadığın korkuların oldum… Ağladığın, bağırdığın ya da
sustuğun isyanın oldum, sessizce boşalan gözyaşların, birikmişliğin oldum…
Yüreğindeki kadın ben olmak isterken yüreğine sığınan ve tozlanacak olan
bir anı oldum… Haketmediklerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin
olmak isterken
belki de hiçbir şeyin oldum… Söylesene ben gerçekten senin neyin oldum?
Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim…
Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim?
***
Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda sadece bir mevsim yaşanan
ama bir ömür gibi gelen aşk… Kalbime henüz söyleyemedim gittiğini,
öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum… Seni halen
benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum…
Gittin! Sevdamın yokluğuna alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların
sonunda olması acıtıyor içimi… Suskunluğun en büyük silahındı,
suskunluğunla vurdun beni asıl acı olan, canımı acıtan unutulmak…
***
Söylesene unutulmak kime yakışıyor?
Unutan sen olsan da sana bile yakışmıyor …
***
Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak
sende daha güzel duruyor… Görüyorsun işte, aşk’a ve sana ihanet etmiyorum.
Benim kırgınlığım aşk’a… Sen üstüne alındın…
Posted by: konusmabalonu on: Ağustos 1, 2009
Sipariş ettiğim kitabıma kavuştuğum an
Perşembe ve Cuma işin bittiği an
Ve
O’nun sıcacık bakışı
NOT: Neden artık siz yazmıyosunuz minik mutluluklarınızı? Yoksa yok mu öle anlar?
Posted by: konusmabalonu on: Ağustos 1, 2009
Birkaç gündür fırsat bulamadım burası için ama şimdi burdayım ve yazıyorum ve çok mutluyum.
Görüşmeyeli biriktirdiğim mutluluklarım oldu mu? Tabiki oldu ve paylaşacağım sizlerle ama önce epeydir aklıma takılan bi konu hakkında yazmak istiyorum.
Başlıktan anlamışsınızdır konuyu sanırım. Son zamanlarda etrafımda sürekli duyduğum , gördüğüm hatta bizzat şahit olduğum bu konuya yönelik o kadar çok hikaye oldu ki hakkında düşünmeden ve de yazmadan edemedim.
Mevcut bi ilişki var, adını koymuyorum evlilik, sevgililik hepsi olabilir, görünüşte herşey normal ama bi bakıyosun her iki tarafta da bi arayış bi gelene git dememe, eskiye geri dönme yani bi şekilde ilişkiyi en az 3 kişiye çıkarma
Şimdi bikaç tip insan var:
Birinci grup bu durumu hayat tarzı haline getirmiş ve zaten çok eşlilikten yana. E hadi bunu geçiyorum ben madem bunu seçiyolar eyvallah.
İkinci grup olayın tamamen pisliğinde. “Olm bu hafta bilmem kaç kız götürdüm” diye konuşan adamlardan oluşan bi grup işte. Ya da bunun dişi versiyonu… Bunlar bence harbi iğrenç
Üçüncü grup var ki bunlar benim asıl mevzum. İlişkisileri mevcut olup, sorunları olmayan ama nedense bi arayış içinde olanlar.( bunların sayısı inanılmaz fazla)
Seviliyosun, seviyosun bi derdin yok nedir aradığın be adam(ya da kadın) ?
Bi arkadaşımla konuştum bu konuyu bizzat içinde olduğu bi durum çünkü. O da bilmiyorum diyor. Dedim ki ben biliyorum; “eksik birşey var!” (ezginin günlüğünün bu şarkısını da çok severim ayrıca )
Adamı seviyosun ve bırakamıyosun ama diğerinden de vazgeçemiyosun. Sorsan tek eşliliği sonuna kadar savunuyosun. Demezler mi adama bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye?
Yapılcak tek şey var. En ivedi şekilde vazgeçmek birinden ya da ikisinden de. ( Biliyorum kolay değil ama doğrusu bu) Yoksa yazık değil mi sana da diğerlerine de …
Heeeeeeeey! Size sesleniyorum, eksik birşeyler varsa eğer durmayın dönün arkanızı gidin. Bi üçüncüyü dahil etmeden tertemiz bırakın gidin aşkınızı.Zira ne ilişkiniz eskisi gibi olabilir ne de yeni başlayan şeyin adı ve tadı ilişki olur. Ömrünüz iki arada bi derede çürür. En çok da kendinize yazık olur.
Benden sölemesi
Posted by: konusmabalonu on: Temmuz 27, 2009
Bugünki mutluluğum o bahsi geçen koku ve anımsattıkları
Ya sizinkiii ?
Yok mudur sizi de alıp uzaklara götüren şeyler?
Paylaşırsanız benimle, yeni mutlulularım olur yine…
Posted by: konusmabalonu on: Temmuz 27, 2009
Ne ifade eder sizin için? Benim için çok özeldir. Bambaşka günlere giderim çoğu zaman, çok eski günlere… Giderim de gelemem hatta.
Bi kokudan vazgeçmek O’ndan vazgeçmek demektir. Kimi zaman bi yerlerden…
Zordur vesselam
Şimdi nerden esti bu koku muhabbeti böyle demeyin. Götürdü yine beni eski günlerime, eski sevdiğime aslına hiç eskimeyen sevdiklerimden birine.
Ben hiç unutmam niyeyse. Üstüne çizgi çizemem, bi kalemde silip atamam, kalır herkes, heryer kalbimin bi köşesinde. Herşey bitiyor da anılar silinebiliyor mu ki söylesenize? Olmuyor, benim kalbime giren bir daha kolay kolay çıkmıyor
Ne yapayım ben de böyle biriyim işte
Posted by: konusmabalonu on: Temmuz 26, 2009
Dünkü mutluluğuma gelen yorumlar bugünkü mutluluğum oldu
Bu böyle sürüp gidebilir sanırım ehühee.
Mutluluk zinciri kurabiliriz yani

Hemen kendime ekstra mutluluklar bulayım ben
1.Evimi temizledim haftaya temiz bi evle başlamanın avantajını yaşıcam
2.Yarın işe gidicem ama normalde olduğu gibi şuan bununla ilgili bi stres yaşamıyorum
3.Artık bu cehennem sıcaklarında beni evimde koruyacak uyduruk da olsa bi pervanem(!) var
Sonuç ; temiz ve serin evimde stressiz bi haldeyim daha nolsun
Posted by: konusmabalonu on: Temmuz 25, 2009

Hepimizin çok mutlu olduğu anlar vardır hayatta.Çok özel anlar…
Ama bir de küçük mutluluklarımız var, yaşayıp giderken kimi zaman farkına bile varamadığımız ufak mutluluklar…
Ben hergün bi mutluluk sebebimi yazacağım buraya sizlerden de bekliyorum eğer isterseniz.
Bugün benim en mutlu anlarım Erkin Koray dinleyerek sandık içi okumak oldu. Sonra Enya dinleyerek sandık içi okumak, sonra Emre Aydın eşliğinde sandık içi…
Özetle bugün benim için mutluluk Müzik ve ERSİN KARABULUT oldu
Ya sizler için?